İstanbulun bir parçasıyız – Bir parçamız İstanbul
Küçük yaşımda anne ve babamın meslekleri nedeniyle bir çok şehir ve ülkeyi tanıma fırsatım oldu. Bazılarında yaşadık, diğerlerini ziyaret ettik.
Gezdik, gördük, yaşadık, geri döndük…
Bursada oturan, bekarlığımızdan bu yana görüştüğümüz arkadaşlarımız var. Aradan nişan, düğün, çoluk çocuk geçmiş, hala kendime inanamam: İlk tanıştığımızda onlara sorduğum sorulardan biri “İstanbula taşınmıyor musunuz?” idi.
Biz İstanbullular anlayamıyoruz başka memleketlerde neden ve nasıl yaşanabileceğini.
Geçtiğimiz hafta kızımla birlikte İzmirde yaşayan teyzemi ziyaret ettik. Avrupadan Asyaya geçmeyen bir feribota bindik. Kendimi Eskihisardan Yalovaya gidiyormuş gibi hissettim.
Annem Marmariste, babam Bandırmada, bir başka teyzem ise Ankarada yaşıyor… Amerikada kuzenim, Almanyada sevdiklerim… tüm dünyaya örülmüş bir ağın İstanbul ayağındayım.
Trafiğinden bıksam, imkansızlıklarından şikayet etsem, gürültüsünden rahatsız olsam da – içinden boğaz geçmeyen şehiri yuvam olarak düşünemem.
Ben İstanbulda doğmuş, büyümüşüm (sayılır). Bana sorduklarında, memleketimin burası olduğunu söylerim. Çok yıllar uzakta oldumsa da ailem bana bu sevgiyi aşılamayı bilmiş.
Bugün keyifle bir turist edası ile eski İstanbulu geziyorum, tarihi binaları inceliyorum. Papatyama da bu değerleri sevmeyi, saymayı ve korumayı öğretmekten gurur duyuyorum.
Popularity: 1% [?]
İlgili yazılar:
- 11.B – İstanbul Bienali Yıllardır merakla izlediğimiz Bienali ailece ziyaret etmeye karar verdik. 6 yaşına yaklaşan Pamuk Prensesin yuva ve anaokulundan tanıdığı sanatın çeşitli formlarını ustaların ellerinden çıkan uygulamalarda tanımasını istedik. Antrepo’ya gitmişken, hemen yanında bulunan İstanbul Modern’i de ziyaret ettik. Ayrıca otoparktan 30 dakikada bir kalkan ücresiz servisten yararlanarak, Rum Okuluna gitme imkanı da bulduk. Şahsen çoğunluğunu pek sıradan bulduğum görsellerin başlarına gittiğimizde yakından inceledik – acaba daha evvel Paprikanın da o tekniği kullanarak bir çalışma yapıp yapmadığını düşündük. Kimini hatırladık, kimini “evde biz de yapabiliriz” diye kendimize not aldık. Özellikle dikkatimizi çeken, taklit etmekten hoşlandığımız el fotoğrafları ve fotoğraflardan yapılan kolaj çalışmaları…...
- Tamirane, Santral İstanbul – Yeniden Aralık 2008 başında yayınladığım bu değerlendirmem işletme müdürü Alper Nalçacıoğluna ulaşmış. Kendisinin bana gönderdiği nazik yanıta dokunmadan yayınlayarak, işletmenin nasıl tepki verdiğini paylaşmak istedim. Yazımdan da anlaşıldığı üzere hayalkırıklığı ile oradan ayrılmıştım, ancak mekan ve bulunduğu ortamı o kadar beğenmiştim ki, bir daha gitmek için birilerinden iyi bir kaç söz duymayı bekliyordum. Alper beyin bu açıklaması benim yeniden Tamiraneye gitmeme yeterli neden olmuştur. Merhaba, ben Tamirane’nin işletme müdürü Alper Nalçacıoğlu yazınız ve eleştirileriniz için teşekkür ederim. Misafirimiz olduğunuzda Tamirane henüz 25 günlük bir mekandı, sizinde yakından takip ettiğiniz bir sektör olan yiyecek içecek sektörü son yıllarda ticari kaygılar yüzünden...
- Tamirane, Santral İstanbul Aracımızı park ettiğimiz yerden restorana kadar Paprika kaykayını kullandı. Keşke bisikletini götürseydik, parke taşlarda daha rahat kullanırdı. Restorana vardığımızda Otto Santral ve Tamirane adında iki mekanın olduğunu anladık... İstanbulun göbeğinde olup, kendimi daha bu kadar turist hissetmemiştim. Tamiranenin daha sıcak bir ortam olacağını düşünerek ve içeride oturan çocuklu aileleri de göz önünde bulundurarak, oraya girmeye karar verdik....

No Comments
Trackbacks/Pingbacks