Evrensel bir dertdir: yiyen çocuk / yemeyen çocuk. Ablam ve ben tam iki uçta olan farklı çocuklarmışız. Ablam yemediğinden 60′lı yılların sonunda olan imkanlar dahilinde balıkyağı ve benzeri iştah açıcı umutlar ile beslenmeye çalışılırken, 70′li yılların başlarında ben yemekte hiç zorlanmadığımdan yediğim kadar yedirilmişim. Daha 6 aylıkken doktorum “bu çocuk rejime girmeli” kararını vermiş ama ömrüm [...]
Okumaya devam...Monday, May 5, 2008
TGIF’in Etiler Şubesine kızımızla ilk gidişimiz 14 Şubat 2005 olmalı. Paprika artık çocuk sandalyesinde oturabiliyor, kendi kendine yemeğini de yiyordu. Bizim için şaşırtıcı bir akşam olmuştu. Daha evvel hiç çocukla ziyaret etmediğimiz bu restoran meğerse ne kadar çocuk dostuymuş? Kapıda balonlar ile karşılanan minik misafirler yerlerine oturduklarında onlara göre bir servis ve boyama kalemleri geliyor masaya. [...]
Okumaya devam...Wednesday, April 9, 2008
Artık büyüdü, kendi başına yiyebiliyor… ne büyük rahatlık diye düşünürken üstüne başına, özellikle de kollarına bulaşan ketçap gibi soslar tüm keyfimizi kursağımızda bırakır. Benim minik hilem: ketçabı tabağının kendinden en uzak en üst noktasına yerleştirmek. Bu şekilde sağ yada sol yanında duran bardağına veya direkt önünde olan yemeğine ulaşmak isterken sosa dalmasına engel oluyorum.
Okumaya devam...
Saturday, July 26, 2008
0 Comments